top of page

KATILIMCI GÖZLEM YA DA YAŞANMIŞLIKLAR SOSYOLOJİSİ 1

  • Yazarın fotoğrafı: özdenbekir karakaş
    özdenbekir karakaş
  • 11 Mar
  • 2 dakikada okunur


18. Yüzyılda tarımdan fabrikalara geçiş yapan insanlar, kentleri ticaret ve yönetim merkezinden çıkarıp, üretim, ticaret merkezi haline getirmiştir. Kentlerde üretim denilen zanaatkârların kent insanının günlük ihtiyaçları için yaptığı eylem olmaktan çıkması ve üretimin artık sanayici veya sermayedarlar tarafından yapılması, ticaretin esnafın elinden tüccar ve yine kapitallerin eline geçmesi. Loncaların el ustalığı yerine makine operatörü işçilerin ortaya çıkması ve öncesinde kentlerde “hizmet”le dönen ast-üst ilişkisinde üretimin farklı anlam ifade etmesi sebebiyle özünde “toplum” dediğimiz yapı tamamen farklı ilişki formuna girmiştir.


Bu yeni forma önceki toplumsal kurumlar ve kurallar cevap verememiştir. Ne devlet yapısı, ne din yapısı, ne askeri yapı aynı kalamamıştır. Daha önce üretimin topraktan olduğu ve üretici gücün kırsalda yaşadığı ve toprak sahipliğininden seçkinlik ya da devletin adına her ne denilirse denilsin yağma ve işgal üzerine kurduğu ve yağmadan pay alma devam eden sistemde sanayi devrimiyle çok başka yapılara dönüştü. Daha önce yağmalanan ve işgal edilen yerler Vassal uydular olarak yaşarken, Sanayi devrimi ve beraberinde ona yardımcı olan keşifler sonrası sömürgecilik, kolonyalist yapı ekonomi ile beraber toplum ilişkilerini yepyeni bir yola soktu.


Solonun demokrasi anlayışından, Sokrates sonrası filozofların büyük çoğunluğunun en ideal gördükleri monarşik-tiranlığı devlet yönetimi olarak belirleyen toplum, bu yeni toplumsal yapı ile aslında Sanayi sonrası topluma Toplum 3.0 dersek, Toplum 2.0‘ı yaşıyordu. Özünde çoğunlukla Antropolojinin birey üzerinden anlattığı toplum birçok defalar değişime uğramıştır. Aileden başlayarak insanı ve toplumu ilgilendiren her şey sürekli değişmiştir.

Muhafazakârların aslında muhafaza etmeye çalıştığı değerler aslında çok da eski değildir. Yarında muhafaza edecekleri aslında sürekli değişirken kalan izler ve kalıntılar olacaktır.

Merkantilist dönem veya öncesindeki kent yapısı ile Sanayi devrim sonrası kentler de aynı değildi. Öncesinde kentte olma ve yaşama hakkı verilmeyen kırsal insanı ilk önce kentin çeperlerine dolmuş, kentin yeni surları bu insanların yaşadığı yerleşim alanları olmuştur. Bu çeper bir şekilde kent merkezine doğru akmaya başlamış, kentin merkezindeki kentliler bir süre bunları dizginleyebilmiş, hatta kentlileştirmiştir. Sonuçta çeper merkeze geldikçe merkez de çeperlere doğru kaymıştır. Kent merkezleri kırsal akıntısı ile büyük değişimi yaşarken, çeperler merkezden gidenlerce yeni cazibe merkezi alanlara dönüştürülmüş, kent merkezlerinde sıkışan ve kentlileşemeyen yeni merkez tekrar rantın daha cazip olduğu çeperlere doğru çoğu zamanda yeni dış çeperler oluşturmaya başlamıştır. Kentlileşmek yerine kentte yaşayan onun her imkânından faydalanmak isteyen kırsal kentli kitlesini oluşturmaya başlamıştır. Artık Toplum 1.0, Toplum 2.0’daki kadar homojen kentli toplum yapısı kaybolmuştur. Toplum 3.0 tamamen heterojen, kaotiktir. Toplum 1.0 ve 2.0 da Kent ve Kentli kültüründen bahsedebilirken artık Bozkır anlayışı ve Kültürsüzlük ortamı oluşmuştur.


"Daha önce çevresel ve marjinal olan, artık merkezde ortaya çıkmaktadır. Çünkü modern metropol figürünü oluşturan, göçerlerdir. Efendilerinin sokaklarını ele geçirip dillerini yeniden icat ederek, metropol estetiğinin ve yaşam tarzlarının etkin belirleyicisi odur." (Chambers, 2019)

Comentários


Tesekkürler!

bottom of page