top of page

KATILIMCI GÖZLEM YA DA YAŞANMIŞLIKLAR SOSYOLOJİSİ 2

  • Yazarın fotoğrafı: özdenbekir karakaş
    özdenbekir karakaş
  • 16 Mar
  • 4 dakikada okunur


Sosyoloji toplumun mu, mekanın mı bilimidir? Bu hep birbirine karışır. İnsan ve toplum mekanla var olmak zorunluluğu içindedir. Aynısı mekan içinde geçerlidir. Sosyoloji de olduğu gibi tarih ve coğrafyada da durum aynıdır. Sosyoloji kentli insan-ların ilişkileri ve yaşayışları üzerinde çalışan modern zaman insanlar kümesinin mekanı ile kendileriyle ilişkilerini, sorunlarını, çatışmalarını, karşılaşmalarını inceleyen bir sosyal bilimdir. Başlangıçla aydınlanma ve sonrasındaki toplumsal değişimlerle iletişim ve dertlerin farklılaşması tam da modernliktir. Modern nasıl sosyolojinin temel konusu ise ondan doğan post-modern de sosyoloji konusudur. Post-moderni aşan kent gibi sürekli değişen kavramların tamamı da sosyolojinin konusudur.


Burada rol çalmaya çalışan yeni toplumsal insan ve mekan durumlarına dertlenen felsefe rol çalmaktan başka bir düşün üretememektedir. Felsefe aynı psikoloji gibi, aynı etik ve mantık gibi kendi düşününü üretmektedir. Felsefe tarihsel bütün yükü ile beraber hâlâ bu yeni durumlara eski atıfları ve heybesinde bolca bulunan kavramlarla katkı sunmak istemekte aynı devletin kanonları gibi süreci geriden takip etmekte, cevapları sosyoloji verdikten sonra verebilmektedir. Ya da cevap diye ortaya her zaman ki Sokratik sorgulamaları ile bir yığın soru bırakmakta ve o sorularla debelenmektedir.


Felsefenin başlangıçta sorduğu ilk soru ile bugünkü soruları aynı niteliktedir. Nihayetsiz tartışmalar etrafında dönüp durmaktadır. Bugünde felsefe lazımdır ama bu dünkü felsefe olmamalıdır. O felsefe bir kısır döngü içine girmiş. Kendini takılmış plak gibi tekrarlamaktan başka bir işlev görmemektedir.


Sosyolojiden devam edersek; sosyoloji kent, kentli bilimdir. Kırsalın hiçbir sorusuna kuruluş itibariyle cevap veremez. Kırsal antropoloji ve etnografya'nın konusudur.


Sosyoloji açısından toplum sürü değildir. Toplum takım ve sosyoloji biliminin temellendiği yer açısından insanın; mekan, ekonomi, inanç, sanat, bilim, etik üzerinden birbiriyle kurduğu iletişimdir. Sosyal psikoloji özellikle birinci dünya savaşı ve sonrasındaki insan yığının sosyolojik toplum özelliğini kaybetmesi üzerinden kurulmuş tam bir antropoloji temelli insanın yani sürünün psikolojisidir. Bugün sosyoloji bu sosyal psikolojiden çok birey psikolojisinden cevaplar bulabilmektedir. Antropoloji ve etnografyanın konusu insan sürünün insanıdır.


Sosyoloji yani kent etik üzerinedir. Kent kültürü gelenek, görenek üzerine olmadığı gibi tam bir etik kural ve ilişkiler bütünüdür. Antropoloji ve etnografya ahlak üzerinedir o yüzdendir ki kültürü de gelenek ve görenek üzerinedir. Burada etik kural ve ilişkilerin yerini ahlakın töresi geçerlidir. Sosyolojinin etik temeli evrensel iken, kırsalın ahlakı lokal, dönemsel, sürünün talepleri ve ihtiyaçlarıyla oluşur, değişir veya ortadan kalkar.


Sosyolojinin aynı etik gibi konusu inanç iken. Antropolojinin onun ahlakının konusu dindir. Kentte oluşan inanç (ki tüm inançlar kentte doğar) Yahudilik, Hıristiyanlık, İslam veya Doğu Batı tüm inançlar kent merkezli. Onların bugüne geliş halleri olan din kırsal esaslıdır. İnancın kentteki Tanrısı ile kırsalda dinle yeniden yaratılan Tanrısı aslında birbirinden farklıdır.


Mekanın mekana kazınmış bir tarihi vardır. Bu toplumun tarihi ile bazen paraleldir, bazen çatışır. Kırsal toplumlar da bu çatışma daha azken, kentte yani sosyolojinin başlangıç noktasında devamlı çatışır. Mekanın kendinden kazındığı tarihin üstüne kentli toplum kendi tarihini kazır. Kırsal kenti işgal etmeye başladığında o hepsinin üstüne onların yapıp etmelerini yok edecek şekilde kendini işaretler. İşgale uğramış kentli de kırsalı insan modernleşmesi ile hiçbir kazıma yapmadan işgalcinin kenti dönüştürmesi gibi o da kırsalı ucubeye dönüştürür.


Sosyolojinin çıkış hikayesini kimden başlatırsak başlatalım, Bu İbn Haldun da olabilir Comte da fark etmez şehir ve kent esaslıdır. Oranın bireyi aynı Atina da demokrasi olabilmesi için istenilen kişisel ve toplumsal nitelikleri içermek durumundadır. Sosyoloji nitelik üzerine inşa edilecek olan toplum ve mekan için anlamlıdır. Bugün adına her ne dersek diyelim; bu hegemonya olabilir, kapitalizm olabilir, neo-liberalizm olabilir. Bunlar için artık nitelik olmaması gereken toplumsal özelliktir. Kentlilik ve kentin soylulaştırması yerine bu güçlerin hepsinin hedefi kentleri büyük kırsallara yani niceliğe teslim etmektir.

"Yaygın olarak benimsenen (ve kısmen, kendileri de neoliberal baskılara ve piyasanın belirlemelerine maruz kalan medya ve üniversiteler gibi hegemonyacı kurumlarda geliştirilip tanıtılan) anlayış, yani küresel yoksulluğun ve çevresel bozulmanın çözümünün (gülünç derecede etkisiz ve eşitliksizci karbon ticareti düzenlemelerinden yoksulları arsızca haraca kesen mikrokredi kurumlarına kadar uzanan) piyasa mantığının ve özel mülkiyet düzenlemelerinin daha da yaygınlaştırılmasında yattığı inancı kökleştiği zaman, küresel çapta daha adil bir düzen kurma mücadelesi için geriye pek az değerli eleştiri temeli kalıyor.


Neoliberal küreselleşmenin ve emperyalizmin en berbat suiistimallerini insan hakları aktivizmiyle giderme azmi en iyi ihtimalle durumu biraz daha iyileştirebilir, en kötü ihtimalleyse yaşadığımız güçlüklerin köklerinde yatan neoliberal bireycilik ve kişisel sorumluluk ideallerini daha da teşvik etmeye varır. " (David Harvey)


Artık dünyanın büyük metropol yada megapol kentleri tam anlamıyla kırsaldır. Etik anlayışın saf dışı bırakıldığı bunun sonucunda estetik, bilim, mantık ve inancın formsuzlaştığı yepyeni bireysel toplumla karşı karşıyayız. Bunlar yığın ya da sürü. Ve hegemonya bunları sürü yönetimi tekniği ile gütmektedir. Demokrasinin veya diğer yönetim biçimlerinin ama en önemlisi demokrasi denilen toplumsal ideal yönetim ve yaşama biçiminin yerini sürü yönetimi almıştır.


Tüm inançların inançlılarına Tanrıları siz sürü değilsiniz, önderleriniz de çobanınız değil diye hitap eder ki kent insanları sürü olmayı kabul etmezler. Kırsalın dinleri adlarını kullandıkları inançları ters yüz ederek Kırsal da tekrar yarattıkları Tanrılarıyla sürü olduklarını, başlarındaki çobanlara uymaları gerektiği buyurmaktadır.


Kent insanı toplumsal sorumluluk alırken, sürü insanı yalnızca kişisel çıkarları ve fırsatları için sorumluluk almaktadır. Bu sorumlulukta toplumsal değil, bireyseldir. Kırsal da söylenen gibi; "Her koyun kendi bacağından asılır."


Kent insanı akılla hareket eden insanken, kırsal insanı cehalet cüretiyle hareket etmektedir. Devrimci kentli, eşkıya kırsaldır. Devrimcinin bir davası var iken, eşkıyanın yalnızca çıkarı vardır. Devrimci toplumsal iken eşkıya bireyseldir. Devrimcinin aklı, bilgisi var iken eşkıya da çıkarları için cahil cesareti vardır.

"Hayatını tehlikeye atacak düzeyde büyük tutku ve adanma bir davaya hizmetin yegâne yolu değildir... Bilinçli devrimci yalnızca duygu insanı değil, aynı zamanda adaleti ve dayanışmayı geliştirme yönündeki her çabanın kesin bilgiye dayanması gerektiğini düşünen akıl insanıdır... Böyle bir kimse kişisel fikirlerini insan bilimlerinin daha geniş çerçevesine oturtabilir ve geniş bilgisi sayesinde edindiği müthiş gücüyle beslenerek mücadeleye cesaret edebilir. " (Élisée Reclus, Akvitist Coğrafyacı)


Bugün kenti okuyabilmek için aynı köyü veya modern hayatı tanımamış toplulukları okumakla aynı olan yerlere başvurmak gereklidir. Kent sosyoloji bugün antropoloji ve etnografya olmadan yapılamaz. Köylerden bir köy, Gökteki yıldızlar misali. Dağılmışlar, Anadolu topraklarına. mısralarındaki gibi artık kentler. İstanbul da aynı Anadolu'daki köy kadar var artık. Apartmanlar, sokaklar, caddeler, mahalleler, semtler, ilçeler hep adım başı bir köy, bir kasaba. İstanbul megaköy.


Bozkır kendi ahlak temelli kültürü ile İstanbul da, Ankara da, İzmir de, Bursa da. Kentlileşmeyen ama kentin her nimetinin kendi hakkı olduğunu düşünen yığın yalnızca antropoloji ve etnografya ile okunabilir.


Aslında bu kırsal muhafazakarı, bozkır kültürü tapıcısı yığın kent kültürünün kendisini ağır ağır değiştirdiğini bilmeden. Bugün yapıp etmelerini bile gelenek göreneği sanmaktadır.


Bir küçük örneği yazıp işin devamını üçüncü yazıya bırakalım; "Kırsal da at, eşek, katır üzerinde beyaz gelinlikler üzerindeki gelin." Tam bir kırsalın yağmaladığı kentin ve kentlinin zarif bir hediyesi ve ahlaksal kültürden aldığı intikamdır diyelim.

Comentários


Tesekkürler!

bottom of page