KENDİM, DOĞDUM BEN....
- özdenbekir karakaş
- 2 Ara 2024
- 3 dakikada okunur

Görsel: Umberto Boccioni Kaynak: https://sanatormani.com/2021/01/24/futurizm-sanat-akimi-ve-futurist-sanatcilar-gelecekcilik/
Kandıray duymasın ama ben bir yay burcuymuşum. Yükselenim veya ay burcum Terazi ya da Boğa. Biri biri ama hangisi unuttum. Altıncı evimde bir de beşinci evimde bayağı bir şenlik varmış.
2024 yazma kabızlığı çektiğim dönem düşünün ki altı yedi aydır yazabildiğim ikinci yazı bu. Hiç sevmedim 2024'ü. 2025'den beklentimde yok. Birçok projem hayata dair planım var da, hem coğrafya müsait değil, hem de önümüzdeki dönem.
Önümüzdeki dönem ilgili bir şeyler yazabilmek için kahin olmaya hiç hele Nostradamus havalarına girmeye Baba Vanga gibi aslında mucize olmayan mucizevi şeyler söylemeye gerek yok.
Mühendislik, tarih, sosyoloji ve felsefe birikimiyle, iş hayatında ve eğitimle edindiğim İktisat Ekonomi bilgisi ile gelecek yorumu yapmak pek de zor değil. Hele ki yaşananları gördükten sonra sürekli kandırıldık, aldatıldık demeden öngörülerde bulunmak işten bile değil.
Tabi fütüristler gibi fazla bilimkurgu gelecek tahminleri yapmak harcım mı bilemedim. Star Trek kuşağı olarak, Jetgiller bağımlısı bir çocukluktan sonra basitçe on ila yirmi yıl arasında yabancı dil öğrenmek gibi bir şeye ihtiyaç olmayacağını vücudun bir parçası gibi kullanılabilecek translate akıllı nano teknoloji aygıtlarla her dilde insanlarla karşılıklı iletişim kurulacağını ve Babil kulesini yıkmak zorunda kalmayacağımızı söyleyebilirim.
Ya da tıp alanında basitçe bir cep telefonu ya da pos cihazı boyutundaki cihazla bir insanın veya hayvanın tetkikleri ve hastalık teşhisinin yapılabileceğini söyleyebilirim.
Önümüzdeki on yılda Farmakoloji de kişi bazlı ilaç üretimine geçileceğini, akıllı kapsüllerle vücutta farklı problemlerin (örnek safra veya böbrek taşı ya da bağırsak problemleri gibi) giderilebileceğini göreceğiz.
Üzücü bir haber olarak önümüzdeki on ila yirmi yıl arasında din kavramı farklı bir yöne doğru gidecek. Eğitim sistemi Sümerlerden beriki o muhafazakar yapısını bırakmak zorunda kalacak. Alfabelerin yerini kodlar ve geçmişte hiyeroglif dediğimiz bugün emoji ya da semboller alacak. Göreceğiz ki Alfa sonrası kuşak bambaşka şekilde okuyup yazacak. Alfabe değişince atalarının mezar taşlarını okuyamayan, bir gecede cahil kaldığını sananların torunları bu süper zekaların mezar taşlarını belki de akıllı cihazlarıyla taratıp kendi anladıkları sembollere getirip okuyabilecek.
Düşünün ki bir tez ve makaleyi oturup toparlayamadığım yıl oldu 2024. Başlarken çok heyecanlıydım, aynı zamanda çok da iddialı. Tez danışmanım değerli hocam (kendisi ile tanışmış olmaktan gurur duyuyorum) Mustafa Poyrazı da fazlaca hayal kırıklığına uğrattım farkındayım. Yapacak bir şey yok, sağlık problemleri ve yapımdan kaynaklanan depresyon kabız bir dönem girdabına soktu.
Yazacağım tezle ilgili olarak ki ben içerden kendimin ve ablamın çocukluğundan başlayarak Galata'yı yazacaktım. İçeriden Sosyoloji dedim ama sosyoloji literatüründe en yakın kavram "katılımcı gözlem" bu da tam karşılamıyor. Yazarken bir taraftan da buna özgün bir isim koyma durumu, buna kafa yorma halleri hasıl oldu.
Sosyoloji literatürü "katılımcı gözlemi" şöyle tanımlıyor; Katılımcı gözlem yöntemi, etnografik araştırma olarak da bilinir, bir sosyoloğun veri toplamak ve bir sosyal olguyu veya sorunu anlamak için incelediği grubun bir parçası haline gelmesidir. Katılımcı gözlem sırasında araştırmacı aynı anda iki ayrı rol üstlenmek için çalışır: öznel katılımcı ve nesnel gözlemci.
Kendi hikayemde hem de öznel hem de nesnel olmak durumu, biraz beni yoruyor. Niye mi? Ben aynı bünye de hem tarihçi, hem sosyolog, hem felsefeci, hem psikolog hem yönetici, hem siyaset analizcisi, daha bir sürü hem'le birlikte yaşıyorum.
Kendi çocukluğum, gençliğim yaşanmışlıklarım üzerinden öznel ve nesnel olabilmek hem de buna uygun bir dil bulup bunu akademik dile dönüştürmek, bir eser olarak 1965-1980 arası Galata'daki değişimleri, sosyal yapıyı anlatmak. Bazen diyorum ben nasıl bir işe soyundum. Boyumdan büyük mü? Değil de yaşadıklarım anca benim boyum kadar olacak en fazla, bunu insanlara sunarken onlara nasıl ifade edeceğim. Galata da bir Ermeni'nin apartmanı, gelip giden azınlıklar ile Anadolu'dan gelen ilk dönem gurbetçiler (onlarda kendilerini azınlık hissediyordu. Biliyorum) onların dağılması, Galata'nın bir anda işyerine dönmesi, sosyo-ekonomik sınıflardan en altın altının sığındığı bir yer olması. Sonra Galata'nın kendini tekrar hatırlaması ve yepyeni bir yüz ve sosyal sınıfla buluşması.
O haşarı, yaramaz, ahlaksız Galata'nın Anadolu göçünün ilk istasyonlarından biri olması, o hüviyetle kendini bozması. Sonra yeniden kozadan çıkan ipek böceği olması.
Finansın, eğlencenin, İstanbul'un haşarılığının merkezinin yeniden eski kimliğine biraz daha klas gelmeye çalışması. Bunların hepsini çocukluktan bu yaşa kadar yaşadım da gel de yaz.
Doğum günüm 2025'ten beklentim yok. Fakat artık birkaç projeyi bitirmek halletmek zorundayım.
Doğum günüm kutlu olsun.
Comments